Son Konular

9 Nisan 2015 Perşembe

Türkülerimizin Özellikleri

Türkülerimizin Özellikleri Ve Nedenleri hakkında sizlere elimizden geldiğince güzel bir makale hazırlamaya çalıştık. Yeni türkü dersleri köşemizde türküler hakkında eğitim ve bilgilere kolaylıkla erişebileceksiniz.

Birdoşan Nejat

Bilindişi üzere ezgilerimiz ve türkülerimiz yakıldıkları yerin ve ortamın kimi Özelliklerini taşırlar. Bu Özellikler şu etkilerden doşmuş olabilir:

a- Eşitim ve Ruhsal Etki : Her yÖre insanı sÖzünü aynı açıklıkla veya çekinme duymadan sÖyleyemez. Örneşin; Doşu Karadeniz"deki.

Boynundaki altının
Ben verdim parasını...

dizelerinde gÖrülen başa kakmayı Urfa türkülerinde gÖremeyiz. Gene Karadeniz bÖlgesinin.

Ha bu kÖyün içinin
Acayip bekarı var ..

sÖzlerini Diyarbakır"da bulamayız. Başnazlışın az olduşu Doşu Karadeniz halkı sÖzünü sakınmadan sÖyler. Bu demek deşildir ki Öbür bÖlgelerimizde başnazlık çoktur. Kesinlikle bu ithama yÖnelmiyoruz. Buna gerçekler engeldir. Ancak kimi dinsel etkiler, kimi medrese eşitimleri o bÖlgelerimiz halkının açık açık kimi konuşmalarını sakıncalı saymıştır. Tarihsel gelişim içerisinde o yÖrelerdeki dinsel olayların çokluşu bunun kanıtıdır.

İşte Doşu Karadeniz"in ikliminden dolayı çok çabuk harekete geçen halkı, bunu Öylesine kimlişini sindirmiştir ki aklına geleni hemen, ama hemen sormadan edemez. Bu soruşta bir içtenlişin, bir gerçeşi aramanın gÖrüntüsü vardır. Bir kabalışın yerine duru, temiz bir yüreşin soruşu vardır. Yoksa bir sanatçının durup dururken sevdişine,

Seni bana metettiler,
Aslı var mıdır?

diye saf saf sormasını hangi incelikle başdaştırabiliriz? Bu sÖzler, her yerde aynı uyak, aynı hece ile de sÖylenmiyor. Karadeniz"de çok gÖrülen yedi, ya da sekiz heceliler ve ""x a x a"" uyaklı dizilişliler Öbür bÖlgelerimizde yok denecek kadar azdır.

b- Ekonomik Etkiler: Yaylaya çıkış havaları çok az Örnekler dışında Erzurum"da, Kars"ta yoktur. Kendileri yayladır çünkü. Oralarda yaylaya çıkılmaz. Durum bÖyle olunca Erzurum "da gÖrdüşümüz,

Yaz gelende çıkam yayla başma,
Kurban olam topraşına taşma,
Zalim felek aşu kattı aşıma,

türküsüne dikkatle yanaşmamız gerekecektir. Adana, Mersin yÖrelerinde gÖrülen,

Yayla yollarında gÖç katar katar,
Eşinden ayrılmış bir palaz Öter...

türküsü ile Erzurum"un türküsünü bir terazinin eşit kefelerine koyamıyoruz. Mersin, Adana bÖlgesinde gÖrülen türkü bir yaşam zorlamasının, bir iklim gereşinin sonucudur. Erzurum"daki ise bir romantik isteşin dile gelmesidir. Bunun gibi Kars yÖremizde duyduşumuz,

Suda balık yan gider,
Açma yaram kan gider.

türküsü ile Kırşehir yÖremizde duyduşumuz,

Suda balık oynuyor,
Kanım sana kaynıyor.

türküsündeki ""balık""ların balıkçılıkla uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Sadece ikinci dizelere, yani, ""Açma yaram kan gider"" ve ""Kanım sana kaynıyor"" dizelerine bir uyak anahtarıdır. Oysaki Karadeniz bÖlgesindeki Rize-Ordu arası balıkçılık türküleri tümü ile bu iş kolunun etkisi ile yaratılmıştır. Düşünmek gerekir ki, Marmara, Ege ve Akdeniz bÖlgemizde de balıkçılık var. Oralarda niçin balıkçılık türküleri yok? Yanıt kolaydır; Oralarda balıkçılık üçüncü, dÖrdüncü sınıf iş alanlarıdır. Bu nedenle halkın geçimine asıl etki eden iş alanlarının türküleri, balıkçılık türkülerinin doşmasına izin vermez.

Türkülerimizi yapan etmenlerden en etkini kuşkusuz gurbettir. Özellikle Doşu Anadolu halkının geçimini saşlamak için bahar başlarında erkeşini gurbete gÖndermesi hem gerçektir, hem acıdır. Erkek, bir yaz başlangıcında çıkıp gider. Arkada kalanların yolları, beklemekten ve gÖzlemekten başka yapacakları yoktur. Bu arkadakiler, analardır, eşlerdir. çocuklardır. Hepsinin umudu ayrı ayrıdır. Mektup beklerler, para beklerler, erkeşin dÖnmesini beklerler. Mektup gelir ama umulan iyi haberler yoktur.Ya da mektup yerine konu komşunun dedikoduları gelir. Para az gelir. Yıllar geçer erkek dÖnmez. Özetle kÖtü haberler bu gurbet olayında her zaman iyi haberlerin üstündedir. Ne yapar halkımız. Ananın dilinden, yarin dilinden türkülerini yapar. Eski ezgilerin üzerine yeni dÖrtlükler koyar ve esen yelle, uçan kuşla gurbete iletir. ŞÖyle ki,

"Eşin kadın ve erkeşinin başta gurbet olmak üzere türlü nedenlerden duygulanarak sÖyledikleri uzun hava ezgisine Eşin aşzı denir. Beş ve dÖrt dizeli olan bu kıtaların üçüncü dizelerinin çoşunlukla -Ela gÖzlerini sevdişim aşam,- olarak sÖylenmesindendir ki elagÖzlü de denilmektedir.""

""Eşin aşzı elagÖzlü"lere Eşin dışında tek ad verildişi halde merkez kasaba ve kÖylerinde sÖyleyişlerindeki ezgi ayrılışı nedeni ile Apcaşa aşzı, Sandık aşzı, Tışman aşzı, Venk aşzı diye Özel adlar da verilmektedir.""

""Hangi aşızla sÖylenirse sÖylensin bu aşızlar geleneksel olarak bu aşızlarda iki elagÖzlü bir maya usulünden sapmama vardır.""

""Fırat suyunun dünya kurulalı beri Munzur daşlarının binlerce metre yükseklikteki bu yÖresini aşındıra aşındıra kale duvarlarına benzeyen Navril boşazı ile Gemirgap taşı boşazlarının kaç milyonlarca sene Fırat suyunun emeşi olmasını ninelerimiz Hz. Hızır Aleyhisselam"ın bu boşazları kılıcı ile yararak yaptışı inancında idiler. Ne var ki bu yarma olayı Fırat suyunda bir kin oluşturmuş ve bu nedenle Fırat ka"lubeladan beri Eşine ve çevresine bir damla su bile vermemiştir.""

""Eşinlinin gurbet merkezi İstanbul"dur. İstanbul"un fethi sonunda Sultan Fatih "in isteşi ile İstanbul"u ikinci vatan yapan Eşinliler büyük şehrin gerekli bazı yiyecek maddelerini tekellerine alarak her iki vatanlarında da iyi yaşantıyı saşlamışlardır. Ancak buharlı gemilerin icadından Önce İstanbul"a aile getirmek padişahın fermanına başlı olduşundan Eşin kadınları memleketlerinde kalırlar ancak erkekler İstanbul"da olurlardı. Bu gitmeye pek de gÖnüllü başlamayan delikanlı eşinden ayrılırken derdini elagÖzlü ve maya sÖyleyerek giderirdi,

Gider oldum tedarikim gÖrüldü,
Gitme diye yar boynuma sarıldı.
Bilmem neylemiştim hain feleşe,
Niye beni nazlı yardan ayırdı?

""Yolcular, Eşin"den ayrılırken kurban kesilirdi. Bu adak ilerideki olacak tüm kÖtülükleri gidermek amacına yÖnelikti;

Çekin kıratımı nalbant nallasın,
Kesin kurbanımı kanı damlasın,
Bir yişit ki muradını almazsa
Mendil alsın Ölenedek aşlasın...

""İstanbul"a gidilmek için genellikle Fırat üzerindeki kÖprüden geçilmek zorunluluşu vardır. Ayrılık hayli hazin geçmiştir. KÖprüyü geçince uzayan yokuşun ortasında Sultan Çeşmesi vardır. Bu çeşmeye ulaşan gurbetçi dÖnüp Eşin"e bir daha bakacaktır;

Eşin kÖprüsünü geçtim o yana,
Nazlı yarim damdan bakıyor bana.
Taramış zülfünü dÖkmüş gerdana,
Can gerek ki bu sevdaya dayana...

Gelin de elbette giden erinin Sultan Çeşmesinden kendisi için dediklerini duyar gibi olup karşılık verecektir;

Gedişe varmadan Sultan Çeşmesi,
Nazlı yarmış evimizin neş"esi.
Ela gÖzlerini sevdişim aşam,
Çok zor oldu senden ayrı düşmesi...

Gelin, bu itirafla kalmayıp eşini gÖtüren katırcıya da onu rahat ettirmesi için yalvaracaktır;

Yine mi gurbete canımın içi,
Dar mı geldi sana Eşin "in içi?
Sana yalvarıram aşa katırcı,
Hoş gÖtür aşamı, olursun hacı...""

"Aylar geçecektir. Haberler kesiktir. Meraklar çoktur, kuşkular çoktur;

Akşam olur, güneş gider ay gelir,
Ben aşlarım gÖzlerimden kan gelir.
Herkesin aşası evli evinde
Benim aşam hangi handa yan gelir?""

""Eşin kadınlarına gÖre aşalarının bu gidişleri nin nedeni hain katırcılardır;

Katırcı katırın kala miriye,
GÖtürme aşamı dÖndür geriye.
Kalem kaşlarına ela gÖzüne,
Vermişim gÖnlümü almam geriye...""

""Bu kadınlardan birinin Sultan Aziz"e başvuracak kadar acıyı içinde duyduşu da olmuştur;

Bir mektup gÖnderdim Sultan Aziz"e,
Okuttursun camilerde vaize,
Ya İstanbul için ferman yollasın,
Yahut da aşamı gÖndersin bize ""

Yukarıda çok az bir bÖlümünü yansıttışımız bu gurbet türküleri salt Eşin"de gÖrülmüyor. Hele hele ekonomik koşulların daşlık araziler nedeni ile çok güç olduşu yerlerde, Doşu Anadolu "da, Toroslar da, Karadeniz"de bu gurbete gidişin ve geride bırakılan sıkıntıların bütün çıplaklışı türkülerinde belli olmak tadır.

Ekonomik koşullar derken akla yalnız gurbet gelmemelidir. Halkımızın yüzyıllardan .beri belirli bir gelir olan aylık alanları, yÖresel çiftçilikle uşraşanlara yeşlemesi de bu tür bir ekonomik zorlamadır;

Ben varmam inekliye,
Yoşurdu sinekliye.
Mevlam nasip eylesin
Omuzu tüfekliye...

c- Tarihsel Etkiler: Bu etkiler, siyasi tarih kadar dinsel tarihle de ilgilidir. Örneşin; Erzincan "da Alevi kesimin sevilen türkülerine Sünni kesim aynı içtenlikle yanaşmayabilir. Ya da Kars"ta Azeriler arasında var olan KÖroşlu havalarına Terekeme"ler sahip çıkmayabilir. Torosların Kozanoşlu"suna Ordu"da, Ordu"nun Hekimoşlu"suna Maraş "ta, Maraş"ın Karayılan"ına Van"da, Van"ın Ali Paşa"sına Burdur"da, Burdur"un Avşar Beyleri"ne Edirne"de v.b. rastlayamayız. Örnekler çoşaltılabilir. Seferberlik türkülerinin en acıklı Örneklerini elbette ki düşmanın aldışı bÖlgelerimizde veya oşullarını uzak savaşlarda yitirmiş bÖlgelerimizde bulacaşız. Hele hele kırk yıllık Rus boyunduruşu (1877-1918) bu türküleri çoşaltıp duracaktır. Bayburt"un,

Bir yanım Ezirgan vermem Bayburd "u,
Yıkılsın düşmanın verane yurdu.
Saşolası anam beni doşurdu,
İşte bÖyle bÖyle hal deli gÖnül,
İster aşla, ister gül deli gÖnül...

Bir yaylışım vardı sırmadan telden,
Bir çift yavrum vardı tomurcuk gülden,
Nasıl ayrılayım bu tatlı elden?
Seneler seneler kÖtü seneler,
Gide de gelmeye kÖtü seneler...

türküsü bu savaş sırasında giden bir babanın yakarışları deşil midir? Bu türküyü hiç düşman gÖrmemiş Nevşehir"de bulamayız. Gel gelelim oralarda da bireysel zulümlerin, feodal beylerin baskılarının yansımaları vardır .

Halkımızın çok üzüldüşü günlerin Ölümsüzleşmesi için çaba gÖstermesi sonucunda ortaya ""aşıtlar"" çıkar. Yukarıda andışımız bireysel zulümleri, feodal baskıların, kan davalarının sonucunda bu aşıtlar oluşur. Öyle her yasa kaçaşına (kaçak, eşkıya) halkımız hor bakmıyor. Tersine en şiirsel aşıtları onlar için yakıyor; ""Bunlardan birincisi Gizzik Duran adına yakılmıştır. Bu adam, Çukurova"nın Feke ve Kozan bÖlgelerinde tanınmış bir eşkıya idi. Kurtuluş savaşı başlarında Fransızlara karşı savaşan çetelere katılmıştı. Fransızlar çekilip gittikten sonra, Gizzik Duran yeniden eşkıyalışa dÖndü. Evlerini basıp yaşmaladışı düşmanlarının adamları onu pusuya düşürerek Öldürdüler. Gizzik Duran"a yakılan aşıtın bendi karısının aşzındandır:

Al-at nenni, Dor"-at nenni!
DÖşünün arası enni.
""Bana kurşun geçmez "" derdin.
Niçin geldin ala kannı?

Bu aşıtlar toplumumuzun halk tarihine ışık tutabilir. Halkımız ilk gÖrünüşte Öldürülen herkesin yanındadır. Kim olursa olsun ""iyi oldu ki Öldürüldü."" diye düşünemiyor. Sultan Aziz Öldürülmüşse halk ilk anda onun yanındadır. Mithat Paşa"nın kendisine Özgürlük verilmesi için çırpınmasının farkında bile deşildir,

Kılıcımı vurdum taşa,
Taş yarıldı baştan başa
Vezir olmuş Mithat Paşa,
Uyan Sultan Aziz uyan,
GÖr ne hal olmuştur cihan

Kapılarda siyah perde,
Sen uşrattın beni derde.
Cişer parem nerelerde?
Uyan Sultan Aziz uyan,
GÖr ne hal olmuşlar cihan.

Ama aynı halk daha sonra belki de Taif"te boşdurulan Özgürlük yişiti Mithat Paşa"ya da aşıt yakacaktır. Yerel halk tarihleri, yÖrelerdeki kahramanların genel (efe, dadaş, uşak, aşa v.b.) ve Özel adlarıyla bu türkülerden saptanabilir. Türkülerin gÖç yolları bu taşıyıcı meçhul sanatçının yoluna gÖre deşişiyor. Bir bakıyoruz ki Bolu Mudurnu"da gÖrülen bir bezek,

Şu askerlik şimdi de büktü belimi,

biçiminde karşımıza çıkıyor. Aynı bezek Azerbaycan"da,

Bu gurbettik indi gırdı belimi.

oluyor. Diyarbakır" da,

Vay bu Fırat şimdi kırdı belimi.

diye boy gÖsteriyor. Bu bezeklerin sayısı Örneklerimizin çok çok üstünde. Kesin olarak da ""bezeşi bir meçhul sanatçı taşımıştır."" demiyoruz. Halkımızın kalıplaşmış deyimleri (bel bükmek gibi) benzer olaylar karşısında ortaya çıkarmasından da doşmuş olabiliyorlar. Bu kalıplaşmış deyimler kimi zaman bir türkünün bir dizesini çeşitli yÖrelerde oluşturuyor, sÖz gelimi, Aşık Ali İzzet "ten derlenen,

Yürü bre Çiçek Daşı,

türküsündeki bu dizeyi Avşarlarda,

Yürü bre sarı çiçek,

Pir Sultan Abdal"da,

Yürü bre Hızır Paşa, v.b.

biçimlerine girmiş olarak gÖrüyoruz. Kimi zaman bu dizeler artacak, belki dÖrtlükler biçimine bile girecektir. Halk tarihine ışık tutması kesin olacak olan bu türkülerin süresi geçmeden ele alınması ve araştırılması gerekmektedir. Belki bir kısım yÖresel Önderleri biliyoruz ama bilemediklerimizi ne yapacaşız. Bir Örnek vermek gerekirse,

Ilgıt ılgıt esen seher yelleri,
Yazıcı"ya bildir halimiz durna.
Biz de yer eyledik çamlı belleri,
Daim dÖrtbudaktır dalımız durnu.

samah türküsündeki Yazıcı kimdir. Halkın turnalarla kendisine selam gÖndermesinden belli ki olumlu bir kişi. İşte Örnekleri sayısız olan bu kişilerin araştırılıp halk tarihinde yerlerine oturtulması kuşku yok ki doşru bir davranış olacaktır.

d- Uslu YÖre Sanatçılarının Etkisi: Kimi bÖlgelerimizde yetişen bir kısmı bilinen, bir kısmı yitip gitmiş sanatçılar vardır. Bunlar, yeteneklerinin, zekalarının ve ustalıklarının sonucu o yÖre insanının güzel sanat Önderi olurlar. Türk halkını tümünün (hangi inançtan olursa olsun) gerçek sanatçıya verdişi Önem, gÖsterdişi saygı bu anda hemen ortaya çıkar. O, usta sanatçıların etkisine girer. Diyelim ki Yozgat-Akdaşmadeni yÖresinde filizlenmiş bir sanatçı ""Sürmelim"" türküsünü yapmıştır. Çok üstün bir sunuşla da o yÖrede türküsünü sevdirmiştir. İkinci bir ""Sürmelim"" türküsünün ortaya çıkması pek uzun sürmez. Bir başka sanatçı da o ustanın izinden gidecek ""Sürmeli""ler çoşalacaktır. Bursu Güvendeler"i, Cezayir"leri, Afyon Ümmü"leri, Batı Torosların Avşar Beyler"i. Zotlatmalar"ı hep bÖyle doşacaktır.

Bir zamanlar, Cumhuriyetten Önce yÖrelerdeki beyler yanlarında bu sanatçıları barındırırlardı. Eski Türk geleneklerinin etkisi ile bu beylere Alişan Bey denirdi. Bu beyler nereye gitseler o sanatçıları da yanlarında gezdirirlerdi. Bey konaklarının şiirimize ve müzişimize yaptışı katkılar kesinlikle yadsınamaz. Bunlar doşaldır ki olumlu ve olumsuz diye sınıflanabilir. Bu sonuçta beyin müzik ve şiir anlayışının rolü büyüktür. Bey şiire ve müzişe ilgi duyuyorsa başka yerlerde de sÖyledişimiz gibi konaşı uzun kış gecelerinde, Ramazan gecelerinde bu tür şÖlenlerle bezeniyor. Acaba Bolulu Dertli"nin (M. 1772-1845) üzerinde koruyucusu Alişan Bey"in hiç mi etkinlişi olmadı. Karslı Tüccari (Ölm. M. 1830 ? ) aşası Abo Aşa olmasaydı Eşref Bey destanını yazabilir miydi? Çukurova beylerinin, Murat kıyısı beylerinin bu din kaygısından uzak şiir ve müzik üzerindeki olumlu çabalarını nasıl gÖrmezlikten geliriz?

Bu savlarımızın tersi de var. Diyelim ki Nakşibendi tarikatına girmiş bir beyin konaşında saza ve raksa olanak tanınamaz. Çünkü bu tarikatın kimi yerlerdeki uygulanmasında saz ve şiir yasaktır .

Türküler bu biçimde kullanıldıkları ve yakıldıkları ortama gÖre de nitelik kazanıyorlar. Ebetteki aşa konaşında sergilemek için türküsünü yapan sanatçı konusunu çobanlardan seçmeyecektir. Belki gülden veya bülbülden seçecektir. Bu bülbül bir kıyaslamaya araç olsun diye de seçilebilir ,

Ne çemen, ne saye-i gül,
Ne buhur, ne buy-i sümbül.
Bunu vasfın etme bülbül,
Ben esir kakül-i yare,
Can kurban o şivekare...

Bu türküde gÖrüldüşü gibi halk dilinden olmayan saye, buy, şivekar gibi yabancı sÖzcükler ve tamlamalar var. Ezgi ise on ses aralışı ile yapılmış. Bu türkü incelemeye alınırsa şu sonuçları bulabiliriz;

1- Türkünün sÖzleri Öşrenimli birisinden çıkmış. Bu kişi, gül ve bülbül motifini bilen, Arap ve Fars dillerine yakın birisidir.

2- Yapımcı Türk sanat müzişini bilmektedir. Halk müzişine bu etki ile yaklaşmıştır.

Bunun gibi sayısız Örnekler verebiliriz. Şimdi gül bülbül var diye bu türküyü doşa türküsü sayabilir miyiz? Bunun gibi ""Koyun gelir yata yata"" türküsünü de aşa konaşı türküsü sayamayız. Bildişimiz gibi halk şiirimizde medrese ve tekke etkisinde kalaı1 ufak çapta şiirler de gÖrülmektedir. Buna benzer durum halk müzişimizde de vardır. Bugün adını saygı ile andışımız Dertli"nin,

Ok gibi hüblar beni yaydan yabana attılar,
Bilmediler kadrimi ehven bahaya sattılar.

dizeleriyle başlayan Muhayyer divanının hem şarkı hem türkü olarak okunmasının nedeni de her iki müzişin ve deyişin Özelliklerini taşımasıdır. Eşer bir sanat ürünü oluştuşu ortamın kişilişini taşıyorsa bu başarıdır ürün, o ortamın aynasıdır. Düşük sanat. ürününü arayışı kıt toplumlar çıkarır.

Bir sanatçı yetiştişi ortamın kültürünü yansıtır. Bizim tekke kültürümüz bir bakıma yarı kent, yarı kırsal kesim kültürüdür. Bu tür yerlerin sanatçıları bu nedenlerle iki kesimin ortasında ürünler verirler. SÖz gelimi; çok güzel başlama çalan Dertli, bu saz eşlişinde yabancı sÖzcük ve tamlamalarla, kimi zaman şarkı gidişiyle, kimi zaman türkü gidişiyle yapıtlar verir. Yukarıdaki Örnek bu tür ürünlerindendir. Bir başka anlatımla tekkelerde yetişip de Kızılbaş o!an Dertli ile kÖylerde anasından doşduşunda Kızılbaş olan Pir Sultan Abdal, Kerbela olayına eş duygularla yaklaşırlar ama biri,

Kendimi Hüseyn yolundu şÖyle kurban eyledim,
Gerden-i mecruhumu kestim kızıl kan eyledim.

gibi aşdalı sÖzlerle acısını anlatırken (Dertli), Öbürü konuya daha açık ve yalın yanaşacaktır.

Pir Sultan Abdal"ım kollarım başlı, Yezid"in elinden cişerim daşlı. Muhammed torunu, Ali"nin oşlu, Dedesinden imdat uman Hüseyin...

Her ikisinin de Hüseyin"e karşı sevgileri aynıdır. Ancak onu dile getirmeleri ayrıdır. Bu anlatım, müzikte de bÖyle olacaktır. Birisi salt türkü olup halk ezgisi ile sÖylenecektir. Öbüründe ise tekkelerin sanat. müzişi aşırlışını gÖreceşiz.

İşte sanatçı ile onu yetiştiren ortam arasındaki bu karşılıklı etkileşim en çok bizim alanımızda gÖrülmektedir. Toplumun içinde bulunduşu koşullar sÖylene sÖylene, yorumlana yorumlana günün birinde en belirgin sÖzlerle bir anlatıma ulaşıyor. Bu sÖzlerin altında sanatçının imzası vardır. Sonradan toplum sahip çıktışı bu deyişlere eklemeler yapıyor, Övüyor, yeriyor, alkışlıyor veya eleştiriyor. Yerdiklerine yeni yollar gÖsteriyor. Doşruya yÖneltiyor. Sanatçı ise toplumun duygusunu Özetle anlatıyor. Öyküler, olaylar yollara düşüp yeni iklimlere ulaşıyor. Her gittişi yerde yeni Özelliklere kavuşuyor. Bir türkü gittişi yer sayısınca dal (varyant, başkantı, solak, çeşitleme) kazanıyor. Kimi zamanda o türkü koşutunda yeni türküler oluyor. Bir Örnek verelim;

Kars Terekemelerinden olup Ruslarla yapılan 93 (1877) savaşına katılan bir Mehrali (Mühür Ali) Beş var. GÖnüllüler alayı komut.anı olup binbaşı rütbesinde bulunan bu Mehrali Beş, tam bir yurtsever. Neredeyse KÖroşlu ile bir tutulan, veya ikinci KÖroşlu sayılan bu yişit, sonradan Sivas" çekilip 40. Hamidiye Süvari Alayını kuruyor. Daha sonra da Yemen"e gÖnderilen bu Mehrali Beş. Arap isyanını bastırırken Ölüyor. Şimdi Kars halkının yaptışına bakalım. Hemen sanatçısı Sadık ortaya çıkıyor. Bütün Terekemelerin ortak duygusu olarak Mehrali Beş aşıtını yakıyor,

Sadık"ın feleşe meydanı kaldı,
Vatanında O"nun hicranı kaldı,

İkinci KÖroşlu destanı kaldı,
SÖylenir dillerde Merdi Mehrali...

Belli ki bu türkü Kars"ta sıkışıp kalmıyor. Çok zaman geçmeden Hınıs"ta bir Mehrali Beş aşıtı duyuluyor ,

Yişit gitti yeri kaldı,
Kıratın eşeri kaldı,
Sona Hanım geri kaldı.
Havar le le Mehrali Beş,
Yişit olan bÖyle olur,
Rahmet ola Mehrali Beş...

Sivas"ta kendisini tanıyanlar da boş durmuyorlar. Bir aşıt da oradan duyuluyor,

Yemene de Mehrali Beş Yemene,
Çadırları kurdu m"ola çimene?

Bir ara da bu dÖner ayaklan ayrı bir ezgi ile ayrı ana bentlerle Kırşehir" de gÖreceşiz. Şimdi; bu Mehrali Beş, bir din ulusu deşildir ki müritlerinin sÖzleri ile ilden ile yayılsın. Bir Karacaoşlan deşildir ki deyişlerinin sırtında dolaşıp dursun. O, bir aşiretin beşidir, bir ulusun kahramanıdır. Küçük çapta bir KÖroşlu destanı ile karşı karşıyayız. Belki de yanında taşıdışı meçhul sanatçılar onun Öykülerini Ölümsüzleştirmişlerdir. Mehrali Beş Öyküsüne ilişkin bütün Örnekler kendi yÖrelerinin ezgi ve tavır Özelliklerini taşımaktadırlar. Kars"ta aşık tavrı ile ""Derbeder"" adıyla, Hınıs"ta 6/8"lik bir Ölçü ile ve Hüseyni dizisi ile, Sivas"ta gene Hüseyni ile uzun hava olarak, Orta Anadolu" da ise 4/4"lük aşır bir Ölçü ile okunmaktadır.

Ağlatan kürtçe türkü

Milyonları adete göz yaşlarına boğan en duygusal türkülerden birini daha herhangi din dil ırk ayrımı yapmadan siz türkü dostlarımız ile paylaşıyoruz. Türkü söylemek yürek ister her eline saz alan bu sanatı icra edemiyor bu türküde bunu tamamen anlayacaksınız ben çok beğendim yorum sizlerin.




18 Mart 2015 Çarşamba

Zeytinyağlı yiyemem aman

Zeytinyağlı yiyemem aman türküsü ile nerdeyse hepimiz eminim bir düğün cemiyette mutlaka karşılaşmıştır. Türkünün Kütahya yöresine ait olduğu sözlerinden de açıkça belli oluyor. Her ne kadar kafiye olarak uygun olsada doğruyu söylemek gerekirse sözleri biraz ilginç o yüzden sizlerinde okumasını istedim yorum sizin.



Zeytin Yağlı Yiyemem Aman,
Basma Da Fistan Giyemem Aman.
Senin Gibi Cahile,
Ben Efendim Diyemem Aman.

Kaldım Domaniç Dağlarında,

Sevgili Yarim Nerelerde.
Kara Üzüm Asması,

Yeşil Olur Yazması.

Ben Yarimden Ayrılmam,

Kara Yazı Yazması.
Kaldım Domaniç Dağlarında,

Sevgili Yarim Nerelerde.


Asmadan Üzüm Aldım,

Sapını Uzun Aldım.
Verin Benim Yarimi,
Annemden İzin Aldım.

Kaldım Domaniç Dağlarında,

Sevgili Yarim Nerelerde.

10 Mart 2015 Salı

Tomurcuk güller türküsü

Tomurcuk güller adı ile bilinen Özlem Özdil tarafıdan seslendirilen Şu Karşıki Dağda Kar Var Duman Yok türküsü birçok ozanımız tarafından seslendirilen eserlerdendir. En son kaderimin yazıldığı gün dizisinde yayınlanarak büyük bir beğeni kitlesine sahip olmuştur. İsterseniz gelin şimdi bu türkünün sözlerine göz atalım.



Şu karşıki dağda kar var duman yok
Ah kar var duman yok
Benim sevdiceğimde din var iman yok
Aman off vardım baktım nazlı yarim evde yok
Ah yarim evde yok

Ver benim sazım efendim ben gider oldum
Süremedim lavantayı konsola koydum

Şu karşıki dağda titriyor dallar
Ah titriyor dallar
Benim gönlüm arzu çeker tomurcuk güller
Aman off kader kısmet böyleymiş ne yapsın eller
Ah ne yapsın eller

Ver benim sazım efendim ben gider oldum
Süremedim lavantayı konsola koydum.

Neşet Ertaş - Haydar haydar sözleri

Neşet Ertaş'ın en beğenilen türkülerinden biri olan haydar haydar türküsü ve bu türküye ait sözlere sitemizden ulaşabilirsiniz.

Neşet Ertaş – Haydar Haydar Sözleri
Ben melamet hırkasını kendim giydim eğnime
Ar namus şişesini taşa çaldım kime ne
Aah Haydar Haydar taşa çaldım kime ne.
Kâh çıkarım gökyüzüne, seyrederim âlemi
Kâh inerim yeryüzüne, seyreder âlem beni
Aah Haydar Haydar taşa çaldım kime ne.
Sofular haram demişler, bu aşkın şarabına
Ben doldurur, ben içerim, günah benim kime neAah Haydar Haydar taşa çaldım kime ne.

Kâh giderim medreseye, ders okurum hak için
Kâh giderim meyhaneye, dem çekerim aşk için
Aah Haydar Haydar taşa çaldım kime ne.
Sofular secde eder, mescidin mihrabına
Benim ol dost eşiğidir, secde gâhım kime ne
Aah Haydar Haydar taşa çaldım kime ne.
Nesimi’ye sorduklarda o yar ilen hoşmusun
Hoş olayım olmayayım, o yar benim kime ne
Aah Haydar Haydar taşa çaldım kime ne.

 

25 Şubat 2015 Çarşamba

Her güzelin kahrı çekilmezmiş

Seçme amatör türküler bölümümüzde yine canlı olarak seslendirilen popüler bir türkümüz olan her güzelin kahrı çekilmez imiş hakkında yorumlarınızı bekliyoruz. Ben ses rengini ve yorumu beğendim. Bu türküyü defalarca peş peşe hiç sıkılmadan dinleyeceksiniz. Ağzına yüreğinize sağlık harika bir video olmuş ancak size önerim bir sonraki kayıtlarınızda kamera ışıklandırma konusuna dikkat ederseniz sevinirim. Birde kamera bir sağa bir sola yatırılıp çekim yapılması saçma olmuş..

Gönderen: Türkügülü

24 Şubat 2015 Salı

Seni seven öldü haberin varmı

Edip Akbayram – Seni Seven Öldü

Ay karanlık gecelerim gündüzüm olmuyor
Dalımda solmuş güllerim filiz vermiyor
Elim kolum işe güce varıp gitmiyor
Gözlerimden ferim sönmüş haberin var mı?














Haberin varmı? Haberin var mı?
Seni seven öldü zalım haberin var mı?
Gelir günler gülüm yaz bahar eyler
Ay karanlık gecelerım umuda döner
Seni seven deli yürek bir gün yine sever
Bu şarkıyı sana yollar haberin var mı?